26 Kasım 2014 Çarşamba

Amin Maalouf Semerkant Kitap Yorumu




Kitabın Adı: Semerkant
Yazarı: Amin Maalouf
Yayınevi: YKY
Sayfa Sayısı: 318

Arka Kapak Yazısı:
"Titanic'te Rubaiyat! Doğu'nun çiçeği Batı'nın çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim!" Amin Maalouf, "Afrikalı Leo"dan (YKY, 1993) sonra bu kez Doğu'ya, İran'a bakıyor. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantik'te bit(mey)en bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü / tarihi...

GİRİŞ

Semerkant kitabı 4 ayrı kitabın birleşmesi gibi düşünülebilir. Bu dört kitabı ayrı ayrı anlatacağım.
Kitabı anlatan kişi Benjamin Omer Lesage. Anlatacağı hikayenin Atlas Okyanusunun dibinde yatan bir kitap olduğunu şu şekilde ifade ediyor : ''Titanic, 1912 yılında Nisan'ın 14'ünü  15'ine bağlayan gece, Newfoundland açıklarında battığında kurbanlarının en ünlüsü bir kitaptı: İran'lı şair, gökbilimci, bilge Ömer Hayyam'ın Rubaiyatının mevcut tek yazma nüshası.''
Kitapta ilgimi çeken bir cümle: '' O günden sonra dünya her gün biraz daha kana boyandı, her gün biraz daha gölgelendi ve hayat da benim yüzüme bir daha gülmedi.''

1.KİTAP (ŞAİRLER VE AŞIKLAR)

Ömer Hayyam Nİşapurlu'dur. ''Semerkant Dünyanın ezelden beri güneşe çevirdiği en güzel yüzdür.'' diye geçiyor kitapta. Semerkant gibi bir yerde suç işlenmesinin, şiddete başvurulmasının sebebi korku. Semerkant'ta iman her yönden kuşatılmış. Korku da burdan kaynaklanıyor.
En eski çağlardan beri müneccimler dört şehrin isyan yıldızı altında doğduğunu söylemişlerdir. Bu şehirler: Semerkant, Mekke, Şam ve Palermo.
Kitapta Selçuklulardan bahsediliyor. O dönemde başlarında Tuğrul bey ve Çağrı bey var. Selçuklular Nişapur'u kuşattıklarında Nişapur'un ileri gelenleri şehir ahalisinin canına, malına, bağlarına, bahçelerine ve su yollarına dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim olmuşlar.Ordu şehre girer girmez Çağrı bey adamlarını sokaklara salmak istemiş. Tuğrul Bey ramazan ayında olduklarını oruçluyken bir islam şehrini yağmalayamayacaklarını öne sürerek buna karşı çıkmış. çağrı bey düşüncesinden vaz geçmemiş sadece ramazanın bitmesinin beklemeye karar vermiş. Şehirliler iki kardeş arasındaki ihtilafı duyup bir sonraki ayın başında yağmanın, tecavüzün, katliamın başlayacağını anlamışlar ve Büyük Korku başlamış. Sonunu söylemeyeyim okuyacaklara sürpriz olsun :)

Tuğrul Bey Emirülmümin'in kızıyla Seyyide ile evleniyor. Bu evlilikten 6 ay sonra Tuğrul bey ölüyor. Selçukluda iktidar boşluğu oluşuyor. Bu boşluğu çağrının oğlu Alparslan dolduruyor. Nizamülmülk Alparslanın veziridir. Alparslan Semerkant'ı almak istiyor ancak alamadan ölüyor. Yerine oğlu Melilkşah geçiyor. Alparslanın ölümü çok etkileyici onu da kitabı okurken öğrenirsiniz :)

Bu arada Ömer Hayyamın önce Hasan Sabbah'la sonrada Cihanla tanışması anlatılıyor. çok uzun olmasın diye fazla ayrıntıya girmiyorum.

Kitapta benim en çok ilgimi çeken bölümlerden biri : Kitaplarda bir efsane dolaşır. İçinde bulunduğumuz bin yılın başında her biri kendince damgasını vurmuş üç iranlı arkadaştan söz eder bu efsane : Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve aynı dünyaya dehşet saçan Hasan Sabbah. 

2.KİTAP (HAŞŞAŞİYÜN CENNETİ)

Sanırım Cihan'dan bahsetme vakti geldi. Cihan Ömer Hayyam'ın sevdiği kişi. onu ilk kez sarayda şiir okurken görüyor. İkisi çok farklı karakterler ve dünya görüşleri çok farklı olmasına rağmen uzun bir süre birlikte uyumlu bir şekilde yaşayabiliyorlar.
Hasan Sabbah ile Ömer Hayyam han da tanışıyor. Aynı odayı  paylaşıyorlar. Ömer Hayyam Hasan Sabbah'ın bilgisinden çok etkileniyor. Çok genç yaşta olmasına rağmen ilimle ilgilenen bir kişi. Nizamülmülk Ömer Hayyam'a istihbarat başı olmayı teklif ettiğinde Ömer Hayyam böyle bir görevi kabul edemeyeceğini ancak ona birini önerebileceğini söylüyor bu kişide Hasan Sabbah.
Hasan Sabbah görevini başarıyla yerine getiriyor ve o denimin genç padişahı Melikşah ile yakın dost oluyor. Daha sonra Hasan Sabbah'ın asıl amacının İran'da Türk egemenliğini yok etmek olduğunu öğreniyoruz. Bu bölümde daha çok haşşaşilikten bahsediliyor. Beni en çok etkileyen bölüm bu. Çünkü okudukça inanamıyorsunuz. Korkunç bağnaz bir inanç dahilinde korkunç bir ideolojileri var. Diğer bölümleri okumasanız bile bu bölümü okuyun bence.

3.KİTAP (BİN YILIN SONU)


Bu bölümde anlatan kişi yani Benjamin O. Lesage kendinden ailesinden Ömer Hayyam'ın  Rubaiyatı'nın orijinal halinin eline geçme macerasından bahsediyor. Bu bölümü çok beğenmedim olmasa da olurdu bence.

4.BÖLÜM(DENİZDDE BİR ŞAİR)


Bu bölümde de Ömer Hayyam'ın Rubaiyatı'nın tek yazma nüshasının nasıl sular altında kaldığı anlatılıyor. Bu bölümde aynı zaman da İran'a demokrasinin getirilme çabaları da anlatılıyor. Bu bölümde fena değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder