3 Nisan 2016 Pazar

Ray Bradbury - Fahrenheit 451 Kitap Yorumu

Photo from icinde.kitap.sakli

Herkese merhaba. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Ben bu ayın ikinci kitabını bitirmiş bulunuyorum. Bu küçük ama muhteşem kitabın oldukça uzun olacağı için hemen yoruma geçmek istiyorum. 
Kitap ön sözüyle beni çeken ve soluksuz bırakan bir kitap oldu. Yazarın yazma aşkı kendisi tarafından gerçekten çok harika bir şekilde anlatılmıştı ve okuyucuya geçiyordu.


Kitabın konusundan bahsedecek olursak Fahrenheit 451 kitap kağıtlarının tutuşma derecesidir. Kitabın dünyasında kitap yok. Evinde kitap bulunduran kişiler anında ihbar ediliyor ve kitapları yakmak için itfayeciler işe koyuluyor. Evet günümüz dünyasında yangın söndüren itfayeciler bu dünyada yangın başlatıyor. Ana karakterimiz de bir itfayeci olan Guy Montag. Guy bir gün eve giderken yeni komşusu Clarisse ile karşılaşıyor. Clarisse ona çok tuhaf geliyor çünkü düşünen, sorgulayan ve hayattan zevk alan bir kız. Guy'un kendisi için felaketini, bizim için ise kendini buluşunu başlatan soru Clarisse'in ona sorduğu 'Mutlu musun?' sorusu. Guy bu soru ile düşünmeye başlıyor. Her gün iş çıkışında yolun farklı yerlerinde Clarisse ile karşılaşıyor ve onunla konuşmaya başlıyorlar. Clarisse'in soruları Guy'un düşünmesini tetikliyor ve zaman bu şekilde geçiyor. Bir gün Guy Clarisse'i görmüyor ama merak edip sormuıyor. Sonra bir gün Clarisse'in bir araba kazasında öldüğünü ve ailesinin taşındığını öğreniyor. O gece ateşi çıkıyor ve yapmaması gereken şeyleri yapma dürtüsü ağır basıyor ve evinde sakladığı kitapları çıkarıyor. Karısı tabiki dehşete düşüyor ve iş arkadaşı olan Yüzbaşı onunla konuşup bu sorgulama durumunun her itfayecinin başına bir kez geldiğini anlatıyor. Zamala geçeceğini, kitapları yakmakla insanları mutlu ettiğini ve bir nevi kutsal bir iş yaptığını söyleyerek onun aklını çelmeye çalışıyor ancak Guy o kadar pes etmiyor. Bu andan sonra aslında gerçek aydınlanmayı yaşayıp hayatının gideceği yönü çizmeye başlıyor. Kitabın konusu genel olarak bu. Ancak benim değinmek istediğim bir başka nokta daha var ki bu kitabın geçtiği dünya. Bu öyle bir dünya ki; insanlar arasındaki iletişim neredeyse sıfıra inmiş, bizdeki televizyonun daha büyük hali olan ekranlar insanların hayatının tamamını kaplıyor, bir savaş var ama insanların düşünme yeteneği yok olduğu için kimse bunu önemsemiyor, gazete yok, insanları sürekli çalıştırarark, sürekli akıllarını meşgul ederek düşünmeye zaman kalmamasını sağlayan bir sistem var. İntihar ve cinayet o kadar normalleşmiş ki gezici ilk yardım ekipleri oluşturulmuş. İşte Guy bu korkunç dünyanın ortasında gözlerini açarak bir şeyler keşfetmeye çalışıyor. Bu dünya bazı yerlerde bizim şu anki halimize o kadar benziyor ki. Biz nereye gidiyoruz diye sorgulatıyor insanı. Bu açıdan kitabın felsefesi gerçekten harikaydı. Yorumumu bitirmeden önce bir kaç alıntı paylaşmak istiyorum. Şimdiden okuduğunuz için teşekkürler. :)
Ön sözden bir alıntı
"... Dünyanın en güzel poleni olan ve insanda edebi alerji yaratan kitap tozunu ..."

" İnsanlar hiçbir şey konuşmuyorlar."
"Hayır, konuşmaları gerek."
"Hayır, hiçbir şey konuşmuyorlar. Çoğunlukla, arabaların, elbiselerin ve yüzme havuzlarının isimlerini sayıyorlar ve ne kadar harika olduklarını söylüyorlar. Hiç kimse diğerlerinden farklı bir şey söylemiyor."

"Bilmiyorum, mutlu olmak için her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder